1 Şubat 2011 Salı

Cinnet halleri veya gıcık oluyorum-2-

Çok çabuk gıcık olur ve çok çabuk tavır alırım. Öyle esip gürleyip tepkimi göstermekten de çekinmem ha! hatta buna her daim hazır olduğum bile söylenebilir. Kimileri buna agresyon da diyor ama ben saçmalıklara ve aptallıklara karşı gösterdiğim bu engellenemez tepkilerimi gayet normal buluyorum.


Saçmalıklar dedik, aptallıklar dedik..nedir bunlar? 1 haftadır cebelleştiğim kargo olayıyla başlayabiliriz mesela...Adına bakıldığında hız olayında iddiali olduğu sanılan firma beni cinnet geçirme aşamasına getirdi. Artık en sonunda, bana veya oturduğum bölgeye karşı bir garezleri olduğuna inanmaya başladım.Efenim İstanbul'dan 1 günde gelmesi gereken kargoyu 3 gün bekledim ve 3.günün sonunda akşam 6 buçuk gibi filan elime ulaştı. Bu 3 gün boyunca herhalde günde 5 kez falan aradım, asıl gelmesi gereken ve gelmeyen gün İstanbul'daki firmada sorun olduğu söylendi. Hadi dedim neyse, 2. gün "evet hanfendi kargonuz elimizde ama bugün dağıtmayacağız" gibi saçma ötesi bir cümleyle karşılaştım. Haydaaa o ne demek be?! dedim evet, buna benzer bir şey dedim "bugun dağıtıma çıkmıyor arkadaşlar" şeklinde aldığım adamı tekmeleme isteği uyandıran cevabın ardından yalnızca telefonu "iyi tamam" şeklindeki sert kapatış ve kendi kendime uzunca bir süre söylenmemin ardından ertesi günü beklemeye karar verdim. 


Ertesi gün oldu, artık yani herhalde gelir diye beklerken yine de bir arayayım dedim ve aradığımda 5 buçuğa kadar gelir dendi. Saat 5 bucuk oldu tabiki gelmedi! Herhalde benimle dalga geçiyorlar diye düşünürken saat 6 bucuk gibi kapı çaldı ve bakkal hüseyin amca kılıklı kurye kargomu getirdi. Nasıl sakin durup bir şey demedim hayret! bakkal hüseyin amca kılıklı olması herhalde merhamet uyandırdı birden, neyse...Bu olay böylece kapandı. 


Sonra efendim, yine aynı sorunu bugün yaşadım. Yine kargo bekliyorum ve bugun elime ulaşması lazım. Sabah aradım, kargonuz gelmiş bugun elinizde olur dedi adam. peki dedim herhalde o güne mahsus bir olaydı o kadar da acımasız olma diyorum kendi kendime. Saat 6 bucuk oldu ve hadi ariim dedim ve o korkunç cümleyle karşılaştım " dağıtımımız bitti" bana bugun geleceği söylendi ama dedim gayet masum bir sesle.Yeniden isim adres alındı. Evet hanfendi kargonuz gelmiş, yarın sabahtan elinizde olur! Ulen ne bu ? biri bana bunun ne olduğunu söylesin allahaşkına? şimdi bu normal karşılanması gereken bir şey mi? Adamların keyfini bozuyoz sanki! İşleri o değil de sanki iş buyuruyoz adamlara! köftelere bak sen hele! Şimdi yarın da gelmezse artık o şubeye gidip naparım bilemiyorum...Bu arada müşteri hizmetlerine yazdım tabi durur muyum? Ama ne yanıt geldi ne bişey tabi ki...


Efenim ikinci aptallık olayına geçiyorum. Çok temiz bir apartmanımız var.Her girdiğimizde mis gibi kokuyor, tertemiz pırıl pırıl her daim. bayılıyorum. Yöneticimiz de şeker gibi. Kapıcılar da öyle. Komşularla henüz pek bir tanışıklığımız yok ama herkes kendi halinde görünüyor.Etraf süt liman sizin anlayacağınız..


Şimdi apartmanda şöyle bir kural var. Çöpler kapı önlerine bırakılmıyor, akşam kapıcı zilleri çaldığında ona veriliyor. Eğer o gün evde olmayacaksan da o saatte, kendin indiriyorsun aşağı. ( Ayda 20 gün evde yoksun mesela akşamları, kendi çöpünü kendin kendin atıyorsun ama 1 aylık aidat veriyorsun, işte bu da olayın başka bir aptal yönü) Bunun sebebi de efenim, apartman kokuyormuş. Bende mi bir gariplik var ya da ruhum mu pis anlayamıyorum. Akşam saat 7 de kapının önüne çıkan çöp 1 saatte koca apartmanı nasıl kokutur? üstelik ağzı sıkı sıkı bağlı.. Beni hiç rahatsız etmiyor bu durum mesela. Hadi belki sabahtan çıkarsan da akşama kadar orda kalsa kokabilir ama zaten akşam çöpler alınmaya yakın çıkartıyorsun. Kaldı ki benim çöpümde zaten çoğunlukla, poşet çay artıkları, sigara kağıtları, paketleri, bazen de soğan domates falan oluyo..


Bunu geçen akşam yönetici aidat toplamaya geldiğinde kendisine söyledik karşı komşuyla ağız birliği edercesine. o da aynı fikirdeymiş de bastırıp kabul ettirdik yöneticiye bunu. Oh, rahattık ne güzel. her zil çaldığında koştur koştur kapıya çöp vermeye gitmiyorduk. Ama bu akşam, çöpler kapının önünde olduğu halde zil çaldı. kapıcının 17-18 yaşlarındaki oğlu. yazık nasıl da kibar. "Şey çöpleri kapının önüne koymayacakmıssınız, koku yapıyormuş" ama biz konuştuk yönetici hanımla, koyabilirsiniz demişti" "yani bilmiyorum bana öyle dediler" peki tamam dedik kapattık kapıyı. Çocuğa ne dicen ki...neyse...O kadar hazırım ki kavga etmeye..bu akşam da aynı şey oldu işte...orda ciddi ciddi "ne demek ya ne saçmalık bu heööeyyyt" diye çıkışabilme potansiyelim var benim. Ama saçma abi! Saçma işte! kabul edip uymak zorunda olmak daha da saçma! Ama uyucaz yani napalım?..


Böyle işte canlar. Daha manalı şeylerle uğraşmak istiyorum ben hayatta. Keşke insanlar da öyle olsa. İyi geceler...

25 Ocak 2011 Salı

Çocuklaardık, bitli çocuklardık o zamaan !

Bi zamanlar hepimiz bitlendik! Kafamızda böcekler gezdi..Şimdi düşününce bir gülme aldı beni! dayanamadım yazmak istedim. Uzun sarı gür saçlarım vardı, herkes bayılırdı. Ama gel gör ki bitliydim! tabi bunu yakın çevremiz dışında -anne, anneanne - kimse bilmezdi. Bir sabah anneannemin evinde yer yatağında uyurken sabah annemin beni uyandırmaya gelip saçımı okşarken "ayy bitlenmiş anne bu kız!" diye attığı çığlığın ardından başladı maceram.Allahımmm bit ilaçları, demir sık dişli taraklar, sonracığıma gazyağları...kafa derim büzüşmüştü artık böcekleri kovacaz diye...Yok efendim hiçbir şey fayda etmedi. Sonra bi gün hepsi aynı anda gitmeye karar verdiler nasıl oldu hiç hatırlamıyorum orasını. Hep "bit temiz saça gelir" diye bir hurafe dolanırdı etrafta. Saçlarımı yıkamadığımı biliyorum, kirlenince belki "öfff pismiş burası hadi gidelim" deyip giderler diye...Hiç unutmuyorum ilkokul 5.sınıfta, öğretmen sınıfta cetvelle bit kontrolü yapıyordu. Ben de bitli olduğumu biliyorum ya, sıra bana geldiğinde bir utanmıştım, "bende yok öğretmenim bit" dediğimi hatırlıyorum. Ama çaresiz eğdim kafamı tabi. Saçlarımın gürlüğünden midir ne, öğretmen "sende pek birşey yok, sirke var sadece tek tük" demişti. "Sirke"! ben de kontrol bittikten sonra, bitli arkadaşlarma dönüp, "bende bit yokmuş sirke varmış" demiştim gururla...Kafamda sirke olmasının gururunu yaşadım ben bee heheeeyyt! Öğretmenin cahilliğinden mi, yoksa bitlerin bolluğunu söyleyip beni korkutmak istemediğinden midir niye öyle dediğini bilemiyorum. O sirkelerin teker teker açılıp birer etli butlu bit olacağını öğrendiğimde öğretmenime olan güvenim de sarsıldı haliyle ve gururum yerini hayal kırıklığına bıraktı.Sirke bitin yavrusuymuş meğersem bak seen!
Bir kere de anneannem aynanın önünde gazyağıyla saçlarımı tararken arkadaşlarım beni dışarı oyun oynamaya çağırmıştı. Çok utanmıştım o gün. Anneannem bitli torununun kafasıyla uğraşmaktan artık bıkmış, gerilmiş haliyle kovmuştu arkadaşımı. izin vermemişti çıkmama. Çünkü bit temizliği yapıyorduk. "Bu bitler bitmeden dışarı çıkmam yok! cezalısın!" dememişti tabi ama o anlama gelen bişeyler demişti.Aynanın önünde kafam önüme eğik, bitli güzelim saçlarım karman çorman bir halde "siz gidin ben sonra gelirim" demiştim. Tabi böylece bitli olduğumu öğrenenler git gide artıyordu ama allahtan o yıllarda bitsiz çocuk bulmak zordu o yüzden kimse kimseyi dışlamazdı. Bilirdik ki eğer o gün biri oyuna gelmediyse, annesi bitlerini ayıklıyor.


İşte bu da damgasını vuran bir olaydır çocukluğuma...Bit olayı...lanet olsun o neymiş be öyle!

herşey gönlünce olsun

"herşey gönlünce olsun" lafı ne kadar iç acıtıcı  bir laftır yarabbimm...Biri size" herşey gönlünce olsun" dediğinde içinde "yanında değilim ve belki de olamayacağım ama sana çok değer veriyorum seni çok seviyorum" vardır...bir ayrılık bir kopuş, hüzünlü bir dilektir bu...Ya da biz birine bunu derken derinlerde bir yerlerde korkunç bir hüzün duyarız. Ona, onun yaşamına verdiğimiz değerin göstergesidir aslında. Hep ağlayasım gelir benim bu lafı duyduğumda ve söylediğimde.
 Herkes ben gibi manyak değil tabi, her cümleye anlam yükleyecek kadar...neyse efendim. Bu laf bir kurtarıcıdır çoğu zaman. Mesela doğum günlerinde falan ne yazıcam diye karar kara düşünüp sıradan olmamak için egzantirik cümleler bulmaya hiç gerek yoktur. "Herşey gönlünce olsun" demek yeterlidir. Karşıdaki ona verdiğiniz değeri anlar. Tamam işte zaten istediğimiz de bu değil mi?Amaaa tabi cümlelere bu kadar anlam yüklemeyip öylesine söyleyen ve sırf birşey dilemek için dileyen insanlar için bu laf "ne öfff ne dicem ki şimdi,uğraştırma beni" gibi bir nedenle de söylenebilir ama işte lafın güzelliği; karşıdaki her halukarda ona değer verdiğinizi sanır. Lafın fonetiği buna uygundur çünkü. Demem o ki, gerçekten sevdiğiniz,değer verdiğiniz insanlara söyleyin bu lafı. Geçiştirmelik değildir. Hoştur, şıktır, özeldir...

savulun mikroplaar

Günde 3-4 şat saf limon suyu, 2-3 portakal, 348 tane limonlu çay, arada ballı sıcak süt ve salyalar aka aka rezalet bir halde ağzım yüzüm yamulmuş, kanter içinde uyuyup uyanmanın ardından vücudum mikropları def etmek üzere. Burnum akmaya ,öksürüğüm hapşuruğa dönüşmeye başladı hayırlısıynan. Bi de aspirin c plus takviyesi de yaptım ooh miss...Bi de yabanmersini ve yer elması almış aşkım çok yararlı diye. İlk defa yiyorum ikisini de. Dilek de tuttum yerken. Annem hep öyle der, o yıl ilk defa o meyveyi yerken dilek tutman gerekirmiş.Tuttuk bakalım nolcek...Ulen kendimi nasıl güçlü hissediyorum iyileşirken...o limon suyunu şap diye içtiğim anda mikropları bozguna uğratmanın verdiği zafer beni kendime getiriyor...Yenilmedim ulen size hihaaaayyyt! diye bağırasım geliyor. Musti çok komik yalnız..Musti kedim bu arada...ne zaman hasta olsam, uzaktan uzaktan suratıma bakıp "ne biçim oldun la sen, ağzın burnun yamulmuş, düzel de öyle görüşelim" diyo adeta. Kediler bi utandırır insanı bazen, kedi besleyenler ve sevenler bilir...öyle bilgedir ki onlar...utanır sıkılırsınız, yanlış bir şey yapıyorsunuz sanırsınız, gözüne girmeye çalışırsınız...çünkü kendileri mükemmeldir, gelemezler öyle hastalıkmış, hapşuruk öksürükmüş uyuz uyuz yatmakmış falan...Dimdik sapasağlam ayakta ve her daim oyuna hazır olmalısınız...neyse işte...hasta olmak kötü şey, hasta olmayalım olanları uyaralım :P iyigeceler herkese.

23 Ocak 2011 Pazar

Peşimde bir astrolog var!

Bir tane astrolog kadın var. Amerikalı sanıyorum. 3 yıldır filan bana düzenli olarak " Hi! I felt something very important is going to start in your life, so i felt i have to write to you" gibi şeyler yazıp duruyor. Şimdi de "some very important news about 2011!" başlıklı bir mail göndermiş. İşin garibi, hani böyle spam mailler gelir de, tıkladığnda, devamını okumak için para ödemen gerektiği çıkar ya ortaya. Bu öyle de değil. Kadın bayağı bayağı 5 sayfa falan oturup yazıyor bana...Ciddiye alıp almamam gerektiğini de bilmiyorum. Okumaya üşenip kapatıyorum bazen, sonra da aklım kalıyo anasını satiim! Ama kadın benim özel astroloğum gibi oldu resmen. Çok seviyo beni. Mesela 22 Ocak çok önemli bir günmüş ve dikkat etmem gerekiyormuş. Hayde bakalım! dün işte! Ballı sütle tatlıya bağlanan "ateşli"cumartesi gecesi ! Biliyorum işte ya, ne zaman gündüz içimde bir sıkıntı huzursuzluk hissetsem ve o gece bir yere çıkacak olsak hep aklımdan şu cümle geçer "umarım kavga etmeyiz" ve ben bunu ne zaman söylesem kavga ederiz! ve her seferinde "kahretsin işte biliyordum!" diye dövünürüm...Bundan sonra "Jenna"yı daha fazla ciddiye almalıyım galiba...Ya da kendimi...

Ballı süt

Sabah korkunç bir öksürükle uyandım. Ciğerlerim sökülüyor sanki. Sevgilim bana ballı süt  yaptı...Sabah dediysem saat 12:30 yani...e pazar günü malum...cumartesi gecesi ateşini geç söndürdük. Ne ateş ama! Önce, sudan bir sebepten çıkan tartışma, sonra babamın hatrına gittiğimiz Türk Sanat Musikisi konseri ki konser boyunca süren gerginliğimizden bahsetmiyorum, (hiç çekilmiyor hiç! böyle anları bilirsiniz; kavgalısınızdır ama olayı çözmeden 2 saat boyunca aynı mekanda yan yana gergin gergin oturmak durumunda kalırsınız. Aklını müziğe ver verebilirsen artık...)ordan çıkışta nerdeyse hiç konuşmadan yediğimiz yemek...Eve gelişimiz ve yine saçma sapan bir kavga...yarım duble votka, zırlama seansları ve sabah 5'de uyuma...İşte bir cumartesi gecesi ancak böyle heba edilir..Efenim konu, sevgilimin kafasında işle ilgili sorunlar olduğunda, etrafındaki herkesi, herşeyi, beni dahil görmemesi, ilgilenmemesi, kendini dünyaya kapatmasıyla ilgili. 1 yıldır beraberiz ve 1 yıldır buna benzer o kadar tartışma yaşadık ki sayısını hatırlamıyorum. Beni böyle durumlarda rahat bırak diyor adam! beni bırak, ben kafamda çözüp rahatlayayım!e bıraksana ayol sen de ! yok, bencillik öyle hat safhada ki, o an ilgi görmezsem deliriyorum. herkesi kendim gibi düşünüp, herkes kafasındaki herşeyi paylaşarak çözmek ister sanıyorum... Öyle megaloman bir insan da değilim hani. Ama içimde kafamda dönüp duran korkular, tedirginlikler öyle artıyor ki zaman zaman, son sürat giden bir arabadan atlayıp kafamı yarmışım gibi hissediyorum. İşin kötüsü bunu hep tek başıma yaşıyorum. kendi kendime savaşıp kendi kendime kazanıyor veya kaybediyorum. Hayatımda beni üzen, kıran herkesin acısını ondan çıkarmaya çalışıyorum sanki... Oysa öyle tatlı ve iyi ki...bu davranışların hiçbirini haketmiyor o...Oysa ki durmaksızın süren kavgalar meğer aşkın cilveleriymiiiş...:PYok abicim, çekilir dert değilim ben bazen! Ama barıştık sonra...Sabah bana ballı süt yaptı, sonra çay içtik, sonra gidip gazete aldı...beni öptü...Ben artık iyi bir kız olucam. Tamam şirinleri göremem belki ama, bu ilişkiyi kaybetmeye de niyetim yok. Herkese mutlu pazarlar...

22 Ocak 2011 Cumartesi

Gıcık oluyorum

Geçen aylarda facebook'a yazmıstım bunu. Nedense facebooku açınca aklıma yazacak bir sürü şey geliyor,blogu açtığımda beynim duruyor. Alışkanlık meselesi sanırım.
neyse başlıyorum efenim;

1- Çalan cep telefonunun çantada asla bulunamaması. hele bi de eliniz kolunuz doluysa veya dolmuşta otobüste falansanız, bi de ayaktaysanız tam bir işkence durumudur bu. Çığlık çığlığa kaçasınız gelir herşeyi fırlatarak. (sakin bir insan değilim, olamıyorum. Ah yaa "nolcak ki arayan bi daha arar" şeklinde bir insan olabilseydim keşke.Bazen konusmak istemediğim insanlar aradığında ve açmadığımda bile o lanet olası sorumluluk duygusu mu ne haltsa yiyip bitiryo beni)

2-Taksicilerin mallığı. Evet nefret ediyorum mal taksicilere denk gelmekten. Bu mallık durumu genelde "şuraya gidicem" diye adresi söylediğinizde, ezik yavru köpek bakışlarıyla ve ezik bir ses tonuyla, orayı bilmediklerini söylemeleriyle ortaya çıkar. Bir diğer durum da, bozuk parası olmayıp, seni yolun ortasında indirip, bakkaldan para bozdurmaya yollayan taksicilerle karşılaştığımda hissettiğim ve bütün keyfimi kaçıran durumdur.

3-Başka bir durum da, bir arkadasınız evden çıkmak üzereyken ( 4-5 saat falan oturmussunuzdur) kapının önünde sanki o kadar saat bir şey konusmamıssınız gibi konusmaya başlayıp yarım saat orda sizi dikeltmesi durumudur. En sevdiğim insan bile olsa bu beni illet etmekle kalmaz, "hadi gitsene artık" demek isteyip o an ilişkimi bile kesebilme noktasına gelirim. Ayakta konusmayı sevmiyorum ayol. Rahatına düşkün insanım ben. Madem vaktin vardı, kalkmayaydın da konusaydık dimi yani allah allah...:P Bi de aynı durumun bi değişiği de, arkadasınızla beraber evden çıkıp bir yere gideceğinizde, montunuzu ayakkabılarınızı giyip kapının önünde onu bekleme durumudur. Tuvalate gitmek istemiştir son anda çünkü.Yorum yapmıyorum daha fazla bu konuda.

4- Yolda kaptırmış giderken ( ben yavaş yürüyenlerden değilim) önündekilerin zınk diye durmaları. Tekme atma isteği gelir gelir gider o anda, beynine sıçrar kan bazen. hele kafanda meşgul olduğun ve seni rahatsız eden bi konu varsa.

5- Geç uyandığında ve o sırada biri aradığında, uyuyor musun sorusuna " yoo uyanmıştım çoktan" diye yanıt verme durumu. Neden abicim neden? neden erken uyanmak makbuldür de geç uyanmak kötü bişeymiş gibi hissettirilir ki hep? Tembelin teki olduğunun anlaşılmasından korkar insan çünkü.Ha bi de teyze amca gibi bir akrabanın yanında kaldığın zaman falan, ki onlar sabahın 7'sinde kalkarlar genelde, deli gibi uykun olmasına rağmen erkenden kalkmak zorundasındır ya, nefretlik bi durumdur. Kazara 11'e kadar falan uyuduğunda da, "öğlen oldu" veya " epey uyudun" lafları gelir peşisıra. Yahu epey uyudum evet! bıraksaydınız akşama kadar da uyurdum. da bundan size ne? dimi?

6- Giyinip dışarı çıkarsın ama böyle bi vitrinin falan önünden geçerken kendine baktığında bir an kan beynine sıçrar ya. hiç beğenmezsin kendini, bok gibi olmussundur! hele bi de yanıdnan cillop gibi bir hatun geçip giderse o anda, yok ol daha iyidir.

7-Alışveriş'e, özellikle market alışverişine elinde şemsiye, mont, başka bir torbayla falan gitme durumu. Hadi neyse alışveriş sırasında arabaya atarsın onları ama, ya parayı ödeme ve poşetleme anı? tam bi kabustur. Nereye koyacağını bilemezsin, kanter içinde kalırsın falan.

Şmdilik bu kadar. Devamı gelecektir...öperim..

18 Ocak 2011 Salı

bende bunlar biraz zaman alıyor

Neyi beklediğimi bilmiyorum ama o şey ne ise bazen bir anda geliveriyor. Bir ışık huzmesi gibi. her yanımı kaplıyor. Gitmesin diye çok uğraşıyorum. bazen bir süre kalıyor, bazen kafamdaki minik siyah böcekler onu kovuveriyor. Şimdi yine geldi. Şu an burda. O böcekler uyuyor. geldiğini duymasınlar diye gürültü yapmamaya çalışıyorum. Klasik müzik dinliyorum. Umarım uyanmazlar. Müziğin sesi çok mu yüksek ne? 

pazarcı vitrini

Pazarcılar arasında "vitrin" diye bir kavram varmış.Yeni öğrendim ve anladım anneannemin her pazara gidiş gelişinde "çürüklerini vermiş hep namussuz" diye niye sinirlendirdiğini. O zaman anlayamazdım. Niye öyle yapıyorlar ki derdim. Ama dün anladım. Kıpkırmızı elmalara kanıp tezgaha doğru ilerledim ve "1 kilo" alabilir miyim" dedim adama. Bir baktım, arkada kalmışlardan dolduruyor torbaya. elimi öndekilere atıp "bunlardan da koyar mısınız" dediğimde pazarcının içinden adeta bir canavar çıktı ve yuvasını korumaya çalışan dişi kaplan misali kükreyerek " abla napıyosun, vitrini bzouyosun ama olmaz ki, vitrin o" dedi. "Vitrin"...Peki...kanmak serbest, ama almak yasak! ben de anneannem gibi, haftaya tekrar gittiğimde " geçen hep çürük verdin ama" diye pazar uzmanı bir kadın gibi konusmaya kararlıyım. "olur mu abla, çürük olmaz bizde" diyecek biliyorum. olsun. Maksat muhabbet olsun, sosyalleşelim dimi...Azıcık pazar kültürü kazanalım bu yaştan sonra, eğlenceli olur gibime geliyor ...

9 Ocak 2011 Pazar

bişeyler yazmalıyım diye fırladım yataktan..

Bişeyler yazmalıyım diye fırladım yataktan. Oysa sızıp kalmam gerekirdi çoktan. Öyle ya, 30 yaş, 20li yaşlar gibi olmuyor;iki kadehte yıkılıyor insan; kaldırmıyor bünye eskisi gibi...ama bünyeye inat hareketleniyor, hop hop hopluyor içindeki minik canavar...

İncelmiş duyarlılığım ve katı, yıkılmaz gibi görünen, sert kişiliğimle meydan okuyabileceğimi sanıyorum etrafımda olan biten herşeye...Öyle çok şey var ki söylemek istediğim, öyle çok şey var ki ....Kavga ediyorum, savaşıyorum ama sonunda hep yenilen ben oluyorum gibi hissediyorum...üzülüyorum...

Bir an geliyor; bir yol görüyorum..gerçek mi hayal mi ayırt edemiyorum. Arabaların ışıkları yarıp geçerken yolun karanlığa batmış hüznünü, bir sesle ayılıyorum: Evimize gidiyoruz diyor o ses...ve gidiyoruz...Ev, evim! Kedim! sevdiğim herşey! Evet herşey orda! Peki ben nerdeyim?

Kimseyi rahatsız etmemeliyim...Sessiz olmalıyım...insanlar "sarhoş olup sızmak için" içiyorlar çünkü...insanlar konuşmak istemiyorlar, uyumak istiyorlar...oysa ben tüm bu olan biteni konuşmak istiyorum. Tüm olan biten! sabahı beklemek...sabah olmaz...sabah konuşmak aynı şey değil ki...kimse bunu anlayamıyor...sabahın enerjisi başka! Sabah demek yeni bir gün demek...yeni şeyler bekler sabah! yeni cümleler, yeni sözler, yeni gülüşler yeni...oysa gece olanlar geçmişte kalmıştır...sabah kabul etmez bunu, istemez...aykırıdır sabahın ruhuna...işte bunu anlamıyor kimse...susmak gerek diyorlar...şimdi susmalısın..."bu kafayla" konuşulmaz! benim kafam sağlam oysa...benim kafam dinç! tam konuşmalık! Sarhoş olmak için içilmez ki be güzelim....

Anyway derler bizim köyde...herneyse yani...Quand meme de derler başka bir dilde...e nin üzerinde şapka var...