18 Şubat 2011 Cuma

Naylon defter kapları ve fakir çocuklar

Bir arkadaşın yazısı üzerine çocukluk anılarım depreşti.


Çocuklar arasındaki hiyerarşi ne kadar acımasızdır hiç düşündünüz mü? Çocuklar acımasızdır zaten. Çok nettirler. Kafalarında her kavrama uygun bir kalıp vardır. Ayırırlar insanları, aralarına almaz ve kolaylıkla dışlarlar. Mesela naylon kaplama kağıdı kullananlar, diğer çocuklar arasında hep "fakir" damgası yerdi benim çocukluğumda. çünkü ucuzdu onlar...hepsinden daha dayanıklı ama ucuz...Mavisi, beyazı ve kırmızısı olurdu. Okulun ilk günü çantasından bunlarla kaplanmış defter ve kitaplarını çıkaran çocuklara hep farklı gözle bakardık. Ben de bakardım evet. Başlarda. Ama benim acımasızlığım uzun sürmezdi. Hemen severdim onu/onları.


Hatta sınıfın haşarı ve yaramaz çocukları, kalemleriyle çizerdi fakir çocukların naylon defter kaplarını. Ağlardı fakir çocuklar.Çok üzülürdüm ve kızardım o çocuklara, çok kızardım. Bir süre sonra, aramızda bir oyuna dönüşmeye başlardı bu naylon defter kapları...biz de almaya başlar, böylelikle kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlardık onların...Kendi kaplarımızı çizmeye başlardık kurşun kalemlerimizin ucuyla, aramızda fark kalmasın diye, oyunlar oynayabilelim beraber diye...Eşitlenirdik. Gülerdi fakir çocukların yüzü. Fakir olmanın utanılacak ve kötü bir şey olmadığını naylon defter kapları öğretmiştir bize...


Bir de "evden getirmek" diye bir deyim vardı. Çok ayıp bir şeydi "evden bir  şey getirmek". Özellikle doğum günlerinde çok konuşulurdu bu. "Falanca hediyesini evden getirmiş herhaldeee" diye dedikodusu yapılır, onunla konuşulmaz, bir köşeden sinsice izlenirdi. Hediyesini evden getiren fakir çocuksa, masum ve hüzünlü gözlerle izlerdi eğlenceyi. Zaten bir süre sonra fakir çocuğun fakir babası, olanca güler yüzüyle gelir ve götürürdü çocuğunu...daha sonra,kendi doğum günlerime arkadaşlarımı çağıracağım zaman, minik davetiyeler hazırlar ve özellikle belirtirdim, "hediye almanıza gerek yok" diye, çok iyi hatırlıyorum. Buna rağmen doğum günüme gelmeyen arkadaşlarım olurdu elbette...o zaman da üzülür ama anlardım onları...bu küçük not yeterli değildi kendilerini rahat hissetmeleri için...çünkü o hain bakışlar yine süzecekti onları...


Ne kadar kötüymüşüz...çocuktuk ama çocuklar kötü kalpli işte...hala gözümün önünden gitmez bazı yüzler...hüzünlü yüzler...gerçi ben asla kimseyi dışlamadım hatırlıyorum da...başlarda arkadaşlarına uyuyorsun ama sonradan vicdanın sana yanlış yaptığını söylüyor...


Şimdi düşünüyorum da...en sevdiğim defter kabı, bu naylon olanlardı benim...cicili bicili süslü parıl parıl olanlar hep acımasız ve hain arkadaşlarımı hatırlatır bana...onlar gibi olmak istemedim hiç ve sıyrıldım kolaylıkla aralarından...Hümanist ve vicdanlı bir insan oluşum bu zamanlara dayanır işte...

4 yorum:

Çağdaş ASAN dedi ki...

Şimdi okuyunca ben de yaşadım o yılları.. Evet çocuklar düşüncesizce çok acımasız oluyorlar..

Lucyn dedi ki...

Eminim pek çok kişi yaşamıştır...o acımasızlıklarını büyüyünce de sürdürüyor bazıları, ney yazık ki...

Ezgi* dedi ki...

Ahh mazi diyorum =))

mutluluk bu dedi ki...

ne kadar da doğru, çocukluk gerçekten çok acımasız ama insan büyüdükçe anlıyor bazı şeyleri